DOLAR
47,5457
EURO
54,8690
ALTIN
6.235,11
BIST
13.687,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
26°C
İstanbul
26°C
Hafif Yağmurlu
Cumartesi Hafif Yağmurlu
26°C
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
29°C
Salı Açık
29°C

“Sağlıklı yaşam, toplumsal bir yatırımdır”

A+
A-

Technogym Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Vittorio Zagaia ile teknoloji ve sağlıklı yaşam kavramının giderek daha fazla iç içe geçtiği günümüzde, fitness ve sağlıklı yaşam dünyasındaki trendleri, bu doğrultuda Technogym’in vizyonunu konuşmak üzere bir araya geldik.

  • Röportaj: Oya Yalıman

1983 yılında İtalya’nın Cesena kentinde Nerio Alessandri’nin evinin garajında başlayan Technogym hikâyesi, bugün 100’den fazla ülkede milyonlarca kullanıcıya ulaşan dünyanın önde gelen wellness ekosistemlerinden birine dönüştü. Hareketi, teknolojiyi ve tasarımı bir araya getiren marka; fitness ekipmanlarının ötesinde, insanların daha sağlıklı, aktif ve kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olan bütünsel çözümler geliştiriyor. Son yıllarda benimsediği ‘Wellness’tan Healthness’a vizyonuyla hareketi yalnızca performansın değil, sağlıklı ve kaliteli yaşamın temel unsurlarından biri olarak konumlandıran Technogym; otellerden rezidanslara, spor kulüplerinden kurumsal yaşam alanlarına kadar geniş bir ekosistemde faaliyet gösteriyor. Türkiye’de 2006 yılından bu yana faaliyet gösteren marka, bu yıl Türkiye’deki 20. yılını kutluyor. Markanın fitness ve wellness dünyasındaki yerini, Türkiye’ye yönelik hedeflerini ve dönüştürücü gücünü Technogym Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Vittorio Zagaia’dan dinledik.

Teknoloji ile sağlıklı yaşam kavramı giderek daha fazla iç içe geçiyor. Yapay zekâ, veri analitiği ve kişiselleştirilmiş antrenman çözümleri fitness sektörünü nasıl dönüştürüyor?
Bugün fitness ve wellness dünyasındaki en büyük dönüşüm kişiselleştirme etrafında şekilleniyor. Yapay zekâ ve veri analitiği sayesinde artık herkes için aynı antrenman yaklaşımının geçerli olmadığı çok daha net biçimde ortaya çıkıyor. İnsanların yaşları, yaşam tarzları, fiziksel ihtiyaçları ve hedefleri birbirinden farklı. Dolayısıyla sağlıklı yaşam deneyiminin de kişiye özel hale gelmesi gerekiyor. Technogym olarak uzun yıllardır teknoloji yatırımlarımızı bu anlayış doğrultusunda şekillendiriyoruz. Geliştirdiğimiz dijital ekosistem sayesinde kullanıcılar performanslarını takip edebiliyor, hedeflerine göre yönlendiriliyor ve tamamen kendilerine özel deneyimler yaşayabiliyor. Yapay zekâ destekli sistemler kullanıcı davranışlarını analiz ederek en uygun programları önerirken aynı zamanda sürdürülebilir alışkanlıklar oluşturmaya da yardımcı oluyor.

Technogym bugün dünyanın en güçlü wellness markalarından biri olarak konumlanıyor. Markanın küresel ölçekte başarısının arkasındaki temel stratejik unsurlar nelerdir?
Technogym’in başarısının temelinde, wellness kavramını çok erken dönemde yalnızca fitness ile sınırlı olmayan bir yaşam kültürü olarak ele alması yatıyor. Kurucumuz Nerio Alessandri’nin 1983 yılında ortaya koyduğu vizyon bugün de geçerliliğini koruyor: İnsanları hareket etmeye teşvik ederek daha sağlıklı toplumlar yaratmak. Yıllar içinde teknoloji, tasarım ve bilimsel araştırmaları aynı çatı altında bir araya getiren bir ekosistem oluşturduk. Bugün yalnızca ekipman geliştirmiyoruz; insanların daha sağlıklı, aktif ve kaliteli bir yaşam sürmelerine yardımcı olan bütünsel çözümler sunuyoruz. Son yıllarda benimsediğimiz ‘Wellness’tan Healthness’a yaklaşımı da bu stratejinin önemli bir parçası. Hareketi yalnızca performansın değil, sağlıklı ve kaliteli yaşamın temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Bu yaklaşımın dünya genelinde karşılık bulmasının en önemli nedenlerinden biri de insanların artık sağlıklarını günlük yaşamlarının merkezine yerleştirmeye başlaması.

Pandemi sonrası dönemde evde spor, hibrit yaşam ve dijital antrenman modelleri öne çıktı. Bu dönüşüm kalıcı oldu mu, sektör üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Pandemi bazı alışkanlıkları geçici olarak değiştirmedi; kalıcı davranış dönüşümleri yarattı. İnsanlar artık sağlıklarını ve hareket alışkanlıklarını yalnızca spor salonlarıyla sınırlı görmüyor. Bugün kullanıcılar evde, iş yerinde, seyahatte veya spor kulübünde aynı wellness deneyimini sürdürmek istiyor. Bu nedenle sektör, fiziksel ve dijital deneyimlerin bir arada olduğu hibrit bir yapıya doğru evriliyor. Bizim bakış açımıza göre gelecekte kazanan markalar, kullanıcıların günün farklı anlarında ve farklı mekânlarda sürdürebileceği kesintisiz bir deneyim sunabilen markalar olacak. Wellness artık belirli bir yerde yapılan bir aktivite değil; yaşamın tamamına yayılan bir alışkanlıklar bütünü haline geliyor.

Özellikle genç nesillerin sağlıklı yaşam, spor ve teknolojiye bakış açısı markaların stratejilerini nasıl etkiliyor? Technogym bu değişime nasıl adapte oluyor? Satış kanallarınızı ve pazarlama stratejilerinizi anlatabilir misiniz?
Genç nesiller önceki kuşaklardan farklı olarak sağlık ve wellbeing kavramlarına çok daha bütünsel yaklaşıyor. Onlar için spor yalnızca fiziksel görünümle ilgili değil; enerji, zihinsel denge, performans ve yaşam kalitesiyle doğrudan bağlantılı. Aynı zamanda dijital deneyim beklentileri de çok yüksek. Kişiselleştirilmiş içerikler, topluluk deneyimleri ve sürekli etkileşim bekliyorlar. Bu durum, markaların iletişim ve ürün geliştirme stratejilerini doğrudan etkiliyor. Technogym olarak biz de dijital ekosistemimizi sürekli geliştirirken kullanıcıyla yalnızca satış anında değil, yaşam boyu ilişki kurmaya odaklanıyoruz. Topluluk odaklı projeler, dijital platformlar ve kişiselleştirilmiş deneyimler bu yaklaşımın önemli parçalarını oluşturuyor.

Oteller, rezidanslar, kurumsal şirketler ve spor kulüpleri gibi profesyonel kullanım alanlarında ne tür yeni talepler görüyorsunuz? Bu segmentlerde hangi trendler öne çıkıyor?
Son yıllarda wellness anlayışının yaşam alanlarına daha güçlü şekilde entegre olduğunu görüyoruz. Özellikle oteller,
rezidanslar ve kurumsal yapılarda wellbeing artık ek bir hizmet değil, deneyimin merkezindeki unsurlardan biri haline geliyor. Misafirler veya çalışanlar artık yalnızca fitness alanı görmek istemiyor. Tasarım, teknoloji ve wellbeing deneyiminin birlikte düşünülmesini bekliyorlar. Bu nedenle estetik açıdan güçlü, kullanıcı deneyimini önceliklendiren ve yaşam alanlarıyla uyumlu çözümlere olan talep artıyor. Bu yaklaşımın güncel örneklerinden biri Sand Stone koleksiyonumuz. Doğadan ilham alan tasarım diliyle wellness alanlarını yalnızca fonksiyonel değil, aynı zamanda estetik bir deneyime dönüştürüyor.

Türkiye’de wellness ekonomisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Önümüzdeki 5 yıl içinde sektörün büyümesini destekleyecek temel faktörler neler olacak?
Türkiye’nin wellness ekonomisi açısından çok güçlü bir potansiyel taşıdığına inanıyorum. Sağlık bilincinin artması, genç nüfus yapısı, yaşam kalitesine yönelik beklentilerin yükselmesi ve koruyucu sağlık yaklaşımlarının önem kazanması bu büyümeyi destekleyen temel unsurlar arasında yer alıyor. Özellikle longevity yaklaşımının önümüzdeki yıllarda daha da önem kazanacağını düşünüyorum. İnsanlar yalnızca daha uzun yaşamak değil; daha kaliteli yaş almak istiyor. Bu durum hareket, beslenme, zihinsel iyi oluş ve yaşam tarzı alışkanlıklarının önemini artırıyor. Türkiye’nin turizm, gayrimenkul ve hizmet sektörlerindeki gücü de wellbeing yatırımlarını destekleyen önemli avantajlardan biri.

Sizce şirketler, şehirler ve bireyler daha sağlıklı bir gelecek inşa etmek için hangi dönüşümleri gerçekleştirmeli?
Bence öncelikle sağlıklı yaşamı bireysel bir tercih olarak değil, toplumsal bir yatırım olarak görmek gerekiyor. Daha sağlıklı bireyler; daha üretken şirketler, daha güçlü ekonomiler ve daha yaşanabilir şehirler anlamına geliyor. Şirketlerin çalışan wellbeing’ini stratejik bir konu olarak ele alması, şehirlerin insanları hareket etmeye teşvik eden yaşam alanları tasarlaması ve bireylerin sağlıklarını günlük yaşamlarının merkezine yerleştirmesi büyük önem taşıyor. Technogym olarak yıllardır savunduğumuz yaklaşım çok net: Hareket yalnızca fiziksel aktivite değildir; yaşam kalitesinin temel yapı taşlarından biridir. Geleceğin en değerli yatırımlarından biri de insanların daha sağlıklı, daha aktif ve daha kaliteli bir yaşam sürmelerini sağlayacak ekosistemleri oluşturmak olacak.