COP31’in gündemindeki en kritik başlıklardan biri de kuşkusuz ‘Adil Geçiş’. Çünkü; bugün artık mesele yalnızca emisyonları azaltmak ya da enerji sistemlerini dönüştürmek değil; bu dönüşümün toplumun tüm kesimleri için adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir şekilde gerçekleştirilebilmesi. Peki, adil geçiş tam olarak ne anlama geliyor? Türkiye bu konuda hangi aşamada? COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan ülkemiz için bu başlık neden bu kadar önemli? Bu soruları, Sürdürülebilir Eğitim Gelişim ve Mükemmellik Derneği (SEGM) Yönetim Kurulu Başkanı Çağlar Çabuk ile konuştuk.

‘Adil geçiş’ kavramı son yıllarda gündemde daha çok yer bulmaya başladı ama kamuoyunda henüz tam olarak anlaşılmış değil. Adil Geçiş nedir, neyi ifade ediyor? İklim eylemi ve sürdürülebilir kalkınma açısından neden kritik bir öneme sahip?
Adil geçiş, en yalın haliyle, düşük karbonlu ve sürdürülebilir bir ekonomiye doğru ilerlerken bu dönüşümün faturasını çalışanlara, kırılgan topluluklara ve yerel ekonomilere kesmemektir. Sadece emisyonları düşürmeyi değil; bu süreçte kapanacak endüstrilerdeki insanların işsiz kalmamasını, yeni yeşil iş kollarına geçişleri için gerekli yetkinliklerin kazandırılmasını ve bölgesel kalkınmanın desteklenmesini ifade eder. İklim eylemi açısından kritik bir öneme sahip, çünkü sosyal adaleti merkeze almayan hiçbir ekolojik dönüşüm sürdürülebilir olamaz. İnsanları geride bırakan, iş güvencesini tehdit eden bir yeşil dönüşüm, çok hızlı bir şekilde toplumsal dirence ve ‘yeşil yoksulluğa’ dönüşür. Sürdürülebilir kalkınma ancak gezegeni korurken insan onuruna yaraşır işler yaratabildiğimizde mümkün olur.
Geçmişte iklim müzakereleri daha çok emisyon azaltımı ve enerji dönüşümü üzerine odaklanırken, bugün adil geçiş neden COP31’in merkezindeki başlıklardan biri haline geldi?
Çünkü artık iklim krizinin sadece teknik, teknolojik veya çevresel bir mesele olmadığını, derinden ‘insani’ ve ‘sosyo-ekonomik’ bir mesele olduğunu küresel çapta idrak ettik. Enerji sistemlerini dönüştürmek, fabrikaları karbonsuzlaştırmak işin mühendislik boyutu; ancak o fabrikalarda çalışan yüz binlerce insanın hayatı, bu işin tam kalbini oluşturuyor. Bu farkındalığın somut bir göstergesi olarak, COP28’de kabul edilen ‘Adil Geçiş Çalışma Programı’ (Just Transition Work Programme) ile adil geçiş resmî müzakere gündemine taşınmıştı. Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek COP31’de bu başlığın merkeze oturmasının nedeni, dünyadaki politika yapıcıların ‘insanı dönüştürmeden sistemi dönüştüremeyeceklerini’ anlamış olmalarıdır. Rasyonel iş dünyası ve sendikalar da masada; dönüşümün adil olmaması durumunda karşılaşılacak sosyal krizlerin, iklim krizinin kendisi kadar yıkıcı olabileceği artık inkâr edilemez bir gerçek.
Şu an hazırlanan Ulusal Adil Geçiş Stratejisi, Kasım 2026’da COP31’de uluslararası kamuoyuyla paylaşılacak. Bu strateji Türkiye için ne anlama gelecek?
Bu strateji Türkiye için sadece uluslararası bir taahhüt değil, yeni dönemin ekonomik ve sosyal anayasası niteliğinde. Türkiye, bu belgeyle uluslararası yatırımcılara, küresel tedarik zincirlerine ve en önemlisi kendi vatandaşına şu mesajı veriyor: “Ben sadece rüzgâr ve güneş enerjisi kurmuyorum; aynı zamanda dönüşen sektörlerimdeki işgücünü koruyacak, yetkinliklerini artıracak ve hiçbir bölgemi ekonomik çöküntüye terk etmeyecek bir master plana sahibim.” COP31’de bu stratejinin paylaşılması, Türkiye’nin yeşil dönüşüm finansmanlarına (yeşil tahviller, uluslararası fonlar) erişimini hızlandıracak ve küresel ticaretteki rekabet gücünü güvence altına alacaktır.
Adil geçişte neyi doğru yaparsak gerçek bir dönüşüm belgesi olur? Bu konuyla ilgili dünyadan örnekler verebilir misiniz?
Bir metnin rafta tozlanan bir belge olmaktan çıkıp gerçek bir dönüşüm motoru olması için üç unsuru barındırması gerekir: Somut finansman mekanizması, yerellik ve çok paydaşlı katılım. Hedefleri koyup maliyetini ve kaynağını belirlemezsek, belge niyet mektubundan öteye geçemez. Ayrıca kararların Ankara’da alınıp Zonguldak’ta uygulanması yetmez; yerel yönetimler, sendikalar, bölge halkı ve özel sektör karar masasında olmalıdır.
Dünyadaki en iyi örneklerden biri Avrupa Birliği’nin ‘Adil Geçiş Mekanizması’dır. Özellikle Polonya ve Almanya’daki kömür bölgelerinde sadece madenleri kapatmakla kalmadılar; o bölgelere milyarlarca Euro’luk fon aktararak yeni sanayi tesisleri kurdular, madencileri yeni teknolojiler için yeniden eğittiler. Keza Güney Afrika’nın ‘Adil Enerji Geçişi Ortaklığı’ (JETP)’ modeli de, gelişmekte olan bir ülkenin uluslararası finansmanla kömürden çıkışını sosyal bir krize dönüştürmeden yönetme çabasının önemli bir örneğidir. Türkiye açısından belirtmek gerekir ki ülkemiz henüz JETP sürecinin dışında yer almaktadır; ancak Ulusal Adil Geçiş Stratejisi’nin hayata geçirilmesi, bu tür uluslararası ortaklık mekanizmalarına entegrasyon için kritik bir ön koşul niteliği taşımaktadır.
Türkiye 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda ilerlerken sizce adil geçiş açısından en kritik risk alanları hangileridir? Adil geçişin en büyük engeli ve sosyal riskleri nelerdir?
En büyük engelimiz kısa vadecilik ve veri eksikliği. Dönüşümün maliyetini yalnızca teknolojik yatırımlar üzerinden hesaplayıp insan kaynağına yapılacak yatırımı göz ardı etmek, en kritik kör noktamız olmaya devam ediyor. Dünya Bankası’nın 2022 tarihli ‘Türkiye İklim ve Kalkınma Raporu’, kömür, tekstil ve çelik başta olmak üzere pek çok karbon yoğun sektördeki işgücünün dönüşümden doğrudan etkileneceğini öngörüyor; ancak bu riski meslek ve bölge bazında ölçebilecek ulusal bir veri altyapımız henüz yok. Neyin ne kadar hızlı değişeceğini görmeden doğru politika üretmek mümkün değil. Sosyal boyutta ise en büyük tehlike, dönüşüm hızının insanın uyum sağlama hızını aşmasıdır. Yeterli planlama yapılmazsa karbon yoğun sektörlerin ağırlıklı olduğu bölgelerde kitlesel işsizlik, gelir adaletsizliklerinde derinleşme ve yeni bir iklim-ekonomi göçü dalgası kaçınılmaz hale gelir. Bu tablo, toplumda iklim politikalarına karşı ciddi bir güvensizlik ve direnç zemini oluşturur ki, bu, dönüşümün önündeki en sessiz ama en kalıcı engellerden biridir.

COP31 Antalya’nın mirasının büyük ölçüde “Dönüşüm gerçekten başladı mı?” sorusuna verilecek yanıtla şekilleneceğini vurguladım yazımda. Sizce adil geçiş açısından bakıldığında, COP31 sonrasında Türkiye’de görmek istediğiniz en somut gelişme ne olurdu?
COP31’in ardından Türkiye’de görmek isteyeceğim en somut gelişme; ‘Ulusal Adil Geçiş Stratejisi’nin ilk büyük pilot uygulamasının hayata geçtiğini görmek olurdu. Sadece hedeflerin konuşulduğu değil, stratejinin fiilen uygulandığı, ulusal ve uluslararası fonlarla desteklenen bir ‘Adil Geçiş Fonu’nun yasal altyapısıyla kurulduğunu görmek isterim. Bu fonun, risk altındaki pilot bir bölgemizde (örneğin bir kömür havzasında veya dönüşen bir sanayi bölgesinde) kuracağı ‘Yeşil Yetkinlik Dönüşüm Merkezi’ ile ilk mezunlarını verdiğini, o insanların yeni yeşil işlerinde çalışmaya başladığını görmek, bana dönüşümün sadece kâğıt üzerinde kalmayıp gerçekten başladığını müjdeler… Asıl miras, o salondan çıkan umudun sahada vücut bulmasıdır.
Türkiye açısından baktığımızda adil geçiş denildiğinde hangi sektörler ve bölgeler ön plana çıkıyor? Ülkemizin bu konuda öncelikli gündemi ne olmalı?
İlk akla gelen ve en kırılgan olanlar elbette kömür madenciliği ve karbon yoğun enerji üretiminin yoğunlaştığı Zonguldak, Soma, Kahramanmaraş gibi bölgelerimiz. Ancak mesele sadece kömür değil. Elektrikli araç dönüşümüyle birlikte tüm tedarik zincirinin baştan yazıldığı otomotiv sektörü (Marmara ve Ege bölgesi), sınırda karbon düzenlemesiyle karşı karşıya kalan tekstil ve demir-çelik sanayimiz en büyük dönüşümü yaşayacak alanlar. Ayrıca iklim krizinden doğrudan etkilenen tarım sektörümüzdeki üreticilerin dirençli hale getirilmesi de adil geçişin bir parçası. Öncelikli gündemimiz; risk altındaki bu sektörlerdeki işgücünün yetkinlik envanterini çıkarmak ve onları yeni dönemin ,’yeşil yaka’ yetkinlikleriyle yani yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve düşük karbonlu üretim gibi alanlarda gerekli teknik becerilerle- donatacak ‘Yeniden Yetkinlik Kazandırma (Reskilling)’ programlarını derhal devreye almak olmalıdır. Bu programların planlanmasında ILO’nun adil geçiş kılavuz ilkeleri ve Türkiye’nin mesleki eğitim verileri (İŞKUR, MEB) temel referans noktası olarak kullanılabilir.
“TÜM BU RİSKLERE KARŞI EN SOMUT YANIT, SOYUT STRATEJİLERİ SAHAYA İNDİREN KURUMSAL ARAÇLAR KURMAKTAN GEÇİYOR. RİSK ALTINDAKİ BÖLGELERDE- KÖMÜR HAVZALARI YA DA DÖNÜŞÜM BASKISI ALTINDAKİ SANAYİ MERKEZLERİNDE -YEREL DÜZEYDE İŞLEYEN ‘YEŞİL YETKİNLİK DÖNÜŞÜM MERKEZLERİ’, BU İŞİN HEM ERKEN UYARI SİSTEMİ HEM DE PRATİK ÇÖZÜM MEKANİZMASI OLABİLİR.”