DOLAR
47,5457
EURO
54,8690
ALTIN
6.235,11
BIST
13.687,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
26°C
İstanbul
26°C
Hafif Yağmurlu
Cumartesi Hafif Yağmurlu
26°C
Pazar Parçalı Bulutlu
29°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
29°C
Salı Açık
29°C

Savatlı Architects Kurucusu İç Mimar Sami Savatlı: “ZAMANSIZLIK ZAMANA EŞLİK ETMEKTİR”

A+
A-

Dünyada iç mimarlık, dekorasyonun çok ötesine geçti… Deneyim, psikoloji ve iyi hissetme hâli daha fazla konuşulur oldu. Artık mekânın fotoğrafta nasıl göründüğünden çok, içinde nasıl yaşandığı önemli. Ev artık bir temsil alanı değil; bir denge alanı. Hız çağında yaşadığımız bu dönemde insanlar çoğu zaman gösteriş değil sakinlik arıyor. Türkiye de bu alanda her geçen gün daha da bilinçleniyor. Detaylar ve malzeme daha çok sorgulanıyor; sürdürülebilirlik önemseniyor. Sektör, daha profesyonel bir yapıya evriliyor. İç mimar, artık sadece estetik karar veren biri değil; teknik, psikolojik ve etik boyutları birlikte düşünen bir tasarımcı. İşte bu dönüşümün içinde 2010 yılından bu yana dikkatleri üzerine çekmeye başlayan, başarılarını uluslararası ödüllerle taçlandıran isimlerden biri de Savatlı Architects  Kurucusu İç Mimar Sami Savatlı…

Savatlı ile ‘zamansızlık’ üzerine konuşmak üzere bir araya geldik ama elbette laf lafı açtı; yapay zekânın iç mimariye etkilerinden, şu an üzerinde çalıştıkları projelere pek çok konuyu konuştuğumuz bir röportaj ortaya çıktı. ‘Zamansızlık’ kavramı sizinle özdeşleşmiş tanımlardan biri… Zamansız bir mekânı nasıl tanımlarsınız?
Zamansızlık benim için bir stil değil, bir düşünme biçimi. Bir mekânı zamansız yapan şey trendlerden uzak durması değil; daha köklü prensiplere dayanması. Oran, ışık, malzeme, boşluk ve doluluk dengesi… Bunlar değişmiyor. Trendler değişiyor. Zamansızlık çoğu zaman ‘sade’ olmakla karıştırılıyor. Oysa kanımca zamansız bir mekân minimal olmak zorunda değil. Bazen katmanlıdır, bazen koleksiyon hissi taşır, bazen de duygusal olarak yoğundur. Asıl mesele azlık değil; süreklilik. Mekân ilk bakışta etkileyip sonra sönmemeli. Zamanla açılmalı, içinde yaşandıkça derinleşmeli. Tasarımda hep şuna inanırım, bir mekânın gerçek değeri ilk fotoğrafta değil, on yıl sonra ortaya çıkar. Malzemenin yaşlanmasını kabul etmek de bu düşüncenin bir parçası. Patina, hafif izler, yüzeyin zamanla değişmesi… Bunlar kusur değil, karakter. Kusursuzluk çoğu zaman yüzeysel bir etki yaratır; karakter ise zaman ister. Zamansızlık zamana direnmek değil, zamana eşlik etmektir.

Trendler mimari yaklaşımınızda nasıl bir yere sahip? Önümüzdeki dönemde iç mimari trendleri hakkında neler söylersiniz?
Trendleri takip ediyorum; çünkü toplumsal ruh hâlini ve dönüşen yaşam alışkanlıklarını okumaya yardımcı oluyorlar. İnsanların neye ihtiyaç duyduğunu, neye tepki verdiğini gösteriyorlar. Ama tasarım kararını trend veremez. Trend doğru yerde kullanılırsa referans olur, yanlış kullanılırsa mekânı hızla yaşlandırır. Bugün artık yeni formlardan çok yeni yaşam biçimleri konuşuluyor. İnsanlar evlerinde daha sakin, daha gerçek ve daha kişisel bir atmosfer arıyor. İlk bakışta etkileyen değil, uzun vadede iyi hissettiren mekânlar ön planda. Dokunsallık çok önemli hâle geldi. Taşın taş gibi, ahşabın ahşap gibi hissedilmesi isteniyor. Kusursuzluk yerine gerçeklik tercih ediliyor. Sürdürülebilirlik ise artık ayrı bir başlık değil; zaten olması gereken bir yaklaşım. Ben bu dönemi ‘gürültüsüz lüks’ olarak tanımlıyorum. Gösteriş değil his. Logo değil kalite. Trend değil süreklilik. Tasarımın amacı dikkat çekmek değil; kalıcı bir denge kurmak.

1   |  3
20250814_SavatliArchs_OrmanadaResidentialProje28015
2   |  3
20250814_SavatliArchs_OrmanadaResidentialProje28041
3   |  3
20250814_SavatliArchs_OrmanadaResidentialProje28245

İş yapış şekillerinizde ve yaratıcılık süreçlerinizde küresel–yerel dengesini nasıl sağlıyorsunuz?
Ben bunu bir denge kurma çabası olarak değil, bir çeviri süreci olarak görüyorum. Hepimiz benzer referanslara bakıyoruz artık. Asıl mesele gördüğünü kendi bağlamına nasıl dönüştürdüğün. Yerel olan; ışık, iklim, malzeme bilgisi, zanaat ve gündelik yaşam alışkanlıkları. Küresel olan ise konfor standartları, teknik altyapı ve çağdaş tasarım dili. Biz projelerde bu iki katmanı birlikte düşünüyoruz. Altyapı küresel olabilir ama ruh her zaman yerelden beslenmeli. Bir mekânın hikâyesi sonradan eklenmez. Doğru kurgu yapıldığında zaten kendiliğinden ortaya çıkar. Bağlamdan kopan tasarım kısa ömürlüdür; bağlamla kurulan tasarım kalıcıdır.

Sürdürülebilirlik ve doğal malzemelerin kullanımı projelerinize nasıl yansıyor?
Sürdürülebilirliği ek bir özellik gibi görmüyorum. Bu zaten tasarımın doğal bir sorumluluğu. Benim için en sürdürülebilir mekân en uzun yaşayan mekân. Hızla eskiyen yüzeyler yerine yaşlandıkça güzelleşen malzemeleri tercih ediyoruz. Doğal taş, gerçek ahşap, mineral bazlı sıvalar… Bunlar sadece estetik değil; bilinçli tercihler. Antika ve ikinci el parçalar mekâna hafıza katar. Yerel üretim mekâna bağ kurdurur. Onarılabilir mobilya uzun ömür sağlar. Sürdürülebilirlik sadece çevresel değil; aynı zamanda kültürel bir mesele. Tasarımın estetik olduğu kadar etik bir mesele olduğuna inanıyorum. Güzel olanın sorumluluk taşıması gerekir.

15 yıla baktığınızda kariyerinizdeki dönüm noktaları hakkında neler anlatırsınız?
Bu 15 yıl benim için tek bir büyük kırılma değil; doğru kararların birikimi. Zamanla şunu fark ettim: İyi projeler yapmak yetmiyor. O projelerin bir araya geldiğinde bir dil oluşturması gerekiyor. Tutarlılık, görünenden çok daha önemli. Seçici olmak bu noktada belirleyici oldu. Her işi almak yerine, bizi gerçekten ileri taşıyacak işleri seçmek değerli. Ekip ve sistem de çok önemli. Tasarım romantik bir alan gibi görünür ama aslında ciddi bir disiplin gerektirir. Süreç doğru kurulmadığında sonuç sürdürülebilir olmuyor. Ve en büyük farkındalıklardan biri şu oldu: Tasarım görsel bir sonuç değil; üretimle tamamlanan bir gerçeklik. Gerçek kalite çoğu zaman gözle değil, elle anlaşılır.

Şu an üzerine çalıştığınız güncel projeler hakkında bilgi verir misiniz?
Şu anda hem Türkiye’de hem yurtdışında ağırlıklı olarak konut ve hospitality projeleri üzerinde çalışıyoruz. Devam eden yüksek nitelikli konut projelerimiz var; özellikle İstanbul’da yeni yapılan Mandarin Oriental Residences içinde yürüttüğümüz iki ayrı rezidans dairesi bizim için önemli bir çalışma alanı… Bunun yanı sıra Kemerburgaz ve Bodrum’da devam eden konut projelerimiz bulunuyor. Bu projelerde daha rafine ama aynı zamanda daha yaşanabilir mekânlar kurguluyoruz; zamana direnen değil, zamanla birlikte olgunlaşan, içinde hayat biriktikçe değer kazanan alanlar tasarlıyoruz. Hospitality tarafında ise yeni bir döneme giriyoruz. Yeme-içme ve hospitality alanına odaklanan, daha dinamik ve zincir yapısına uygun bir marka kurguluyoruz. Restoran, kafe ve lifestyle mekânları için konsept, tasarım ve uygulama süreçlerini daha sistemli ve ölçeklenebilir bir yapıya taşıyacak yeni bir oluşum bu. Mekân tasarımını sadece estetik bir kurgu olarak değil; marka kimliği, operasyonel akış ve deneyim tasarımıyla birlikte ele alıyoruz. Çünkü bugün iyi bir restoran sadece güzel görünmekle var olamıyor; doğru senaryo, doğru atmosfer ve güçlü bir kimlik bütünlüğü gerekiyor. Bunun yanı sıra uzun süredir üzerinde çalıştığımız bir tasarım galerisi projesi de var. Nisan ortasında hayata geçirmeyi planlıyoruz. Bu alan, koleksiyon değeri taşıyan tasarım ürünlerine odaklanan bir yapı olacak. Sınırlı sayıda üretilen objeler, aydınlatmalar ve zamansız tasarım parçaları yer alacak. Mekânın kendisi de bir kürasyon alanı gibi işleyecek; sadece ürün sergileyen değil, tasarımın düşünsel tarafını da yansıtan bir atmosfer kurguluyoruz. Obje ve mekân arasındaki ilişkiye her zaman inandım. Mekân objeye bağlam kazandırır; obje mekâna karakter katar. Bu iki alanın birbirini beslediği bir dönemin içindeyiz ve şu anda yaptığımız işler de tam olarak bu kesişim noktasında konumlanıyor.

1   |  1
OZ HOUSE 4

Sizi heyecanlandıran,sevdiğiniz iç mekânlara örnekler verir misiniz?
Beni en çok etkileyen mekânlar sessiz ama güçlü olanlar. İlk bakışta kendini dayatmayan ama zamanla açılan yerler. Oranları doğru, ışığı dengeli, malzemesi kendini ispatlamaya çalışmayan mekânlar. Christian Liaigre’in kontrollü yaklaşımı bu anlamda çok etkileyici. Fazlalık yoktur ama eksiklik de yoktur. Axel Vervoordt’un yüzeyle kurduğu ilişki, patinayı kabul etme biçimi ise başka bir derinlik taşır. Orada mükemmeliyet değil, olgunluk vardır. Ben her zaman şuna inanırım: Gerçek lüks, görünmeyen detaylarda saklıdır. Tarihî mekânlar da beni çok besler. Manastırlar, eski taş evler, yüzyıllardır ayakta duran yapılar… Çünkü orada tasarım bir süs değil; bir varoluş biçimi. Yüzeylerin aşınması, merdiven basamaklarının yumuşaması, duvarların solması… Bunlar bana zamanın estetik bir katman olduğunu hatırlatır. Tasarımın en saf hâli, gösterişten arındığında ortaya çıkar. Sessizlik çoğu zaman en güçlü tasarım dilidir.

Genç mimarlara önerileriniz neler olur?
Acele etmesinler, kendilerini hızlıca bir stile hapsetmesinler. Çok mekân görmelerini öneririm. Gerçek malzemeye dokunsunlar, detay öğrensinler. Güzel fikir çok, ama uygulanabilir fikir az. Ve kendi hızlarını bulsunlar. Zamansız işler sindirilerek oluşur.

Teknoloji ve yapay zekâ iç mekân tasarım süreçlerini nasıl dönüştürüyor? Mekânların ruhu nasıl etkileniyor?
Yapay zekâ süreci hızlandırıyor. Alternatif üretmek, varyasyon görmek artık çok kolay. Bu ciddi bir avantaj. Ama net bir ayrım var: Yapay zekâ araçtır, tasarımcı karar verir. Güzel görseller üretmek kolaylaştı. Ama doğru plan, doğru oran, doğru malzeme ve doğru ışık hâlâ insanın sezgisine bağlı. Mekânın ruhu algoritmadan değil, bilinçten doğar. Teknoloji doğru kullanıldığında tasarımı güçlendirir. Ama araç amacın önüne geçerse yüzeysel bir estetik oluşur. Derinlik kaybolur.