
Bazı kitaplar yayımlandıkları anda bir soruya cevap vermekten çok, yeni sorular doğurur. Şimdi okuyacağınız röportaj, yapay zekâyı yalnızca bir teknoloji başlığı olarak değil; düşünme, üretme ve paylaşma biçimimizi dönüştüren bir paradigma olarak ele alan bir kitabın arka planına açılıyor. Kitabın yazarları Erman Taylan ve Ahmet Buğra Ferah, yayımlanmasının ardından ilk röportajlarını BCCmag’e verdiler.
Bu buluşma, aynı zamanda kitapla birlikte doğan Oksipital adlı yeni yayınevinin de felsefesini, etkileşimli kitap yaklaşımını ve iş dünyasına bakışını ilk ağızdan dinleme fırsatı sunuyor. Yapay zekânın gündelik hayattan kurumsal hayata uzanan etkilerini, birlikte üretme kültürünü ve dönüşümün neden önce insanla başladığını konuşuyoruz. Bu röportaj, yalnızca bir kitabın hikâyesi değil; yapay zekâya güçlü bir başlangıç noktası arayanlar için yeni bir yayıncılık anlayışının ve değişen iş dünyasının da kaydı niteliğinde.
Öncelikle Oksipital’den başlayalım, yayınevlerini yakından tanıyan biri olarak ilk kez görüyorum bu logoyu yeni mi kuruldu? Sizler mi kurdunuz?
A. Buğra Ferah: Oksipital yeni bir yayınevi, kuruluşu birden fazla noktayı görünce çıktı. Yani kitaba başladığımızda bu düşüncede değildik. Yapay Zekâ kitabını yazarken hangi servislerle okuyucu deneyimini geliştiririz konusuna odaklandık. Yaklaşık 4 günde 4 servis çıkardık, okuyucu etkileşimi başka bir noktaya taşınıyordu, keyif aldık. Sonra kitap dünyasında hâlâ iş insanlarının yenilikçi yönlerini ve tecrübelerini anlatan kitaplar az dememizle birlikte yayınevi fikri doğdu. Erman ile hakim olmadığımız taraf işin geleneksel süreciydi, orada da yıllardır girişimciliğiyle sektörüne farklılık Alparslan Demir dahil oldu. 3 ayrı güç ile içimize sinen bir oluşumu hayata geçirdik. Butik bir yayınevi olacak, iş dünyasının yenilikçi yaklaşımlarını aktaracak ve en önemlisi kişilerin kendini büyük dil modellerine anlatmasına aracılık etmiş olacağız diyeyim. Daha ilk günden bizim beklentimizin ötesinde bir yazar başvurusu geldi, gelecek ay itibari ile yeni kitapları planlamaya başlıyoruz.
Erman Taylan: Buğra’nın dediği gibi kitap yazma yolculuğumuzda, beş yüz yıldır hayatımızda olan basılı kitapların günümüz dünyasıyla uyumlu olmadığı gerçeğiyle yüzleştik. Yapay zekâ araçlarıyla beraber bilgiye erişim ve öğrenme şeklimiz iyice değişti. Tamamen yapay zekâ ile geliştirmeye başladığımız ‘etkileşimli kitap’ servislerimiz ortaya çıktıkça; bunun ayrı bir yayınevi olmasına karar verdik. Buğra, iş insanı dedi ama biraz daha detay verecek olursam: Türkiye’de teknoloji, girişimcilik ve yeni ekonomi alanlarında çok sayıda değerli beyin olsa da; onların tecrübe aktarım kanallarının limitli olduğunu da gözlemliyorduk.
Birlikte kitap yazma kültürü ülkemizde çok yaygın değil. Nasıl karar verdiniz, yazım süreci nasıldı, ne kadar sürdü?
A.B.F: Çok güzel bir soru, biraz uzun anlatabilirim burayı aslında kitap yazmanın da benim gözümdeki en zor iki noktasından birini barındırıyor burası: Başlamak ve bitirmek. Önce birlikte iş yapma kültürü ile başlayalım, ülkemizde bu da çok sorunlu alanlarından başında geliyor, bunun ötesinde birlikte yazma kültürü işi daha komplike hale getirmiştir ve hatta getirecektir. Bizde yazma kültürü de yok, bunu aşağılayıcı bir üslupta okumasın okuyucular, yazma işi bir disiplin bir kültür. Ben yazamıyorum diyorlar, bu kası geliştirdin mi? diye soruyorum. Nasıl ilk yazını yazarsın konusunda Erman’ın farklı paylaşımları oldu, o noktaya girmeden ilk cümleye döneyim kitap yazmanın en zor noktası başlamak ve bitirmek. Nasıl başlayacağını bilmek ve nerede bırakacağını bilmek gerekiyor. Biz Erman ile birbirimize uzun süredir yakından bildiğimiz için, başladığımız noktadan sonrası rahattı. “Sen bunu daha iyi yazarsın, ben bunu daha iyi yazarım.” gibi noktalarda hiç tartışma yaşamadık; çünkü iki farklı tecrübenin yazı noktasında kesişimiydik. Kitabı yazmak yaklaşık 6 ay sürdü, ikimiz farklı bölümleri yazdık en az 10 tekrar 300’den fazla birlikte sayfayı okuduk, sıralamasını değiştirdik, yer yer dili değiştirdik, bazı bölümleri attık. İki kişinin yazmasında egosal problemler olmasa bile dil değişimi, yaklaşım değişimi de önemli, biz haftalık görüşmelerimizi yaptık ama artık tezgaha çıkmadan önce tüm işimiz kitabın ortak bir dilde buluşması oldu. Bir de bitirmek konusuna da değinmek istiyorum, bir kitap yazdık ki bizim en büyük sorunumuz yeniliklerle birlikte kitabın konu dışında kalması olacaktı. Kitap zaten ürünleri anlatmak öte kültürü ve değişimi anlatıyor o yönde konu dışı kalacak noktanın dışında oldu ama redaksiyona girmeden önceki son hafta bir sürü yenilik duyuruluyor, o bu derken gündem çok yoğun. Erman’a şunu dedim kitap açık sınavda son 10 dakikada gibi hissediyorum, benden bu kadar. Kitabı hangi noktada bitireceğiniz de önemli. Yoksa bir sarmala girerseniz hiç çıkamıyorsunuz ve tüm emek ziyan olabiliyor.
E.T.: Beraber çalışmanın ve birbirimizi çok iyi tanımanın da getirdiği avantajla; beraber bir kitap yazma süreci aslında beklediğimiz gibi görece kolay geçti. Hatta şimdi bakınca şunu görüyorum; teknoloji girişimleri için de genelde tek kurucu değil, birden çok kurucu ortağın olmasını ister yatırımcılar. Sebebiyse biri düştüğünde diğerinin onu kaldırması, yetişemediği yere yetişmesi… Girişim kurmakla kitap yazmak aynı şeyler olmasa da tek yazar olmakla iki kişi beraber yazmak kurucu ortaklığa çok benziyor ve insanı çok rahat hissettiriyor.
Kitapta okuma kılavuzu yer alıyor, okuyucular adına teşekkür ediyorum. Yeni ve biraz endişelendiren bir konuyu kolay anlaşılır hale getirmek için elinizden geleni yapmışsınız. Bir kez de burda özetler misiniz? Yeni düşünme ve çalışma şeklimize yapay zekâyı nereden başlayarak entegre etmeliyiz? Önce gündelik hayat mı yoksa iş ve gündelik hayat bir arada olmak zorunda mı?
E.T.: Yapay zekânın diğer teknolojilerin aksine kendine ait bir giriş bariyeri var. Bunu ortadan kaldırmak için kitabın içine ‘terimler sözlüğü’ de koyduk, bahsettiğiniz gibi ‘okuma kılavuzu’ da hazırladık. En başta her birimiz; iyi bir yapay zekâ kullanıcı olmalıyız. Bilinçli, arka planda teknolojinin nasıl çalıştığını gerektiği kadar bilen, bol bol pratik yapan yani üşengeç olmayan… Bu adeta yeni biri yetenek, Aynı 30 sene öncesinde hayatımızda ‘bilgisayar kullanmayı bilmek’ gibi. Bireysel yaşantımızda da çok sayıda kullanım alanı ve dolayısıyla hayatımıza pozitif etki edecek pratik var. İş hayatımız da aynı temelden besleniyor ama gündelik hayattaki iletişim yeteneğimizle, iş hayatlarımızdaki iletişim yeteneğimiz gibi farklı yerlere hizmet ediyor. Ama özünde aynı yerde beslenerek, dolayısıyla bu ikisini ayırmak çok da doğru değil. Kurumsal dünyadaki yapay zekâ kullanım adaptasyonunu düşününce; şu an bu alanda öncü olma, departmanımız ve şirketimiz içinde fark yaratma şansımız var. Bu yetenek setine önce her birimiz bir birey olarak, sonra şirket olarak, daha büyük resimde de sektörler ve ülke olarak hazır olmalıyız. Kitabın da bu noktada güçlü bir başlangıç noktası olmasını hedefledik tüm bu gruplar için.
A.B.F.: Sizden bu yorumu duymak bizler için sevindirici. Cidden herkesin anlayabileceği dilde olsun ve yapay zekâdan korkmasınlar istedik. Elinizi ne kadar alıştırırsanız o kadar rahat edeceğiniz bir alan aynı bebeklerde ince motor becerilerinin gelişmesi gibi.
Pek çok araştırma yapay zekânın finansal sonuçlara olumlu etkilerinin yok denecek kadar az olduğunu gösteriyor bu durum ne kadar sürede değişebilir?
E.T.: Evet, MIT’de 2025 yıl sonuna doğru yayımlanan bir rapor o günlerde sektöre bomba gibi düştü hatta yapay zekâ şirketlerinin hisse senetlerinden bile düşüş yaşandı. MIT’nin söylediğiyse kurumsal şirketlerdeki yapay zekâ projelerinin yüzde 95’inin finansal olarak pozitif bir etki yapmadığıydı. 2023 ile beraber hayatımıza giren büyük dil modelleri; çok hızlı bir gelişim sürecinde, her geçen gün modellerinin kapasitesi ve yetenekleri artıyor, yenileri geliyor. Bu noktada sorun teknolojinin kabiliyetleri değil kesinlikle. Kurumların kültürel dönüşüm için zamana ihtiyacı var. Neden, çünkü şirketin yapay zekâ stratejisinin belirlenmesi, bunun çalışanlara aktarımı, “proje yönetimi ofisi” benzeri bir yapıda önceliklendirmenin yapılması, yapay zekâ el kitabı ve yönetişim dokümanları gibi çok sayıda adım var. Kitapta bu konulara detaylıca değindiğimizi sanırım söylememe gerek yok. 2026 ile beraber finansal sonuçlarda pozitif etkiler artacak; kullanıcı deneyiminde yeni süreçler hayatımıza iyice entegre olacak ve dönüşüm hızlanacak şeklinde düşünüyorum.
Yazım sürecinde gözlem yapma fırsatınız da oldu. Türkiye’de iş dünyası için yapay zekâ kullanımını nasıl değerlendirelim? Hangi sektörler fark yaratmaya başladı; Google gibi kullanılıyor eleştirisini nasıl yorumlarsınız?
A.B.F.: Ülkemiz insanın yeni teknolojiye olan ilgisi oldukça yüksek düzeyde. Zamanında sosyal medya penetrasyonunda da dijital varlık sahipliği penetrasyonunda da bunları gördük. Hem tüketici hem de iş dünyası tarafında henüz fark yaratan yok, bir süre de fark yaratan olmayacak desek yeridir. Yapay zekâ her sorunu çözüyor gibi düşünülse de, sorunun belirlenmesinden o soruna çözüm bulacak AI takımının oluşturulmasına ve ilgili araçları kullanmasına kadar kolay bir süreç yok karşımızda. Önümüzdeki süreçte farklı markaların küçük projelerini duyacağız, duymayacağımız ama duymayı en çok istediğim şey denedik ama yapamadıklar olacak. Neden yapılamadığının paylaşımı kolektif ilerlemeyi getirecek ama bizde yapamadık cümlesinin getirdiği duygu birikimi ne yazık ki olması gerekenin üstünde bir noktada. Kimler yapay zekâyı işine adapte alabilecek veya fark yaratacak noktası ise çok net, veri setine sahip olan, analitik düşünme becerisine sahip insan kaynağı olan ve merak duygusu yüksek takım arkadaşları olanlar. Yapay zekânın ne olduğunu bilmeyenler için evet bir arama motoru olmaktan öteye gidemeyecek.
A. BUĞRA FERAH: BİZ YENİ BİR YOLA ÇIKTIK, İLK RÖPORTAJI DA SİZLE YAPTIK. YILLARDIR DERGİCİLİK VE YAYIN ALANINDA TECRÜBELİ BİR İSİM OLAN OYA YALIMAN VE EKİBİYLE BU YENİ YOLCULUKTA KESİŞMEK BİZLERİ MUTLU ETTİ, BCCmag’A BAŞARILAR DİLİYORUZ.”
ERMAN TAYLAN: YAPAY ZEKÂ, INTERNET KEŞFİ KADAR BÜYÜK DEĞİŞİMLERE YOL AÇACAK; HATTA ÇOKTAN ÇOK SAYIDA SEKTÖR VE ALANDA AÇMAYA BAŞLADI BİLE. ÜLKECE BU TEKNOLOJİ HAKKINDA -DOĞRU NOKTALARINDAN BAKARAK- ÇOK DAHA FAZLA KONUŞMALI, OKUMALI, TARTIŞMALI AMA EN ÖNEMLİSİ DERİNLEŞMELİ YANİ ÖĞRENMELİYİZ. YAPAY ZEKÂ; DAHA SONRA BİR ŞEKİLDE YAKALAYABİLECEĞİMİZ MOBİL DEVRİM, BULUT BİLİŞİM YA DA TOKENİZASYON GİBİ BİR TEKNOLOJİ DEĞİL, TÜM DÜNYADA ÇOK DAHA BÜYÜK BIR DEĞİŞİMİ TETİKLEYECEK BIR PARADİGMA DÖNÜŞÜMÜ. HEM KİTABIMIZ HEM DE SİZLERİN NAZİK DAVETİYLE BURADAN ULAŞTIĞIMIZ OKURLARLA BERABER, UMUYORUZ Kİ BİZ DE BU ‘ODAKLANMAYA’ KATKI SUNUYORUZDUR.”